Düşünceleri materyalleştirme çabamız, anıları kaydetme esnasında hissettiklerimiz; bunlar biz fark etmesek de davranışlarımızla o kadar paralel yapıdadır ki. 

 

Yapılan veya düşünülen şeyleri yazma eylemi her ne kadar bir şelalenin durdurulamaz akışı gibi görünse de aslında artikülasyon kısmında bir çeşit elekten geçer. Bu eleğin delikleri de şahsın kendi ile arasında yaptığı bazı anlaşmalara göre büyür veya küçülür. Şahıslar genellikle bu anlaşmaları yaparken birkaç kriteri ele alırlar. Bunlar artistik kaygı, dış dünya tepkisi, kendine yapacağı itiraflar, konu hakkındaki bilgisinin çerçevelenebilirliği ve anlık hislerdir. Konu şahsi bir konu olduğu için elbette bunların dışında kalan bazı maddeler olacaktır ancak en büyük etken olayların bunlar olduğu kanısındayım. Şu an bu yazıyı yazarken de bu değişkenler sebebiyle kurulan elekten akmakta yazdıklarım. Bilirsiniz ki dar delikli bir elekten geçemeyen çok şey olur ve ham materyalin çoğu eleğin “kullanılmayacaklar” kısmında kalır ve unutulur. Eleğin delikleri geniş olursa da bazı istenilmeyen bilgiler aradan sıvışabilir kolaylıkla. Eğer yazılacak yazıyı yazma yönelimi artistik kaygı olursa söz sanatlarına ve müzikaliteye dikkat artıyor. Bir şova, bir gösteriye dönüşüyor olay. İddialı laflar, süslü ve şaşalı kelimeler, kendi içinde devleşen benzetmeler ile sesini yükseltip kabarıyor yazı. Birçok yazarın yapmayı çok sevdiği şeyler bunlar, yazıyı boyutlandıran ve sesini yükselten şeyler. Ancak bunu yaparken tekniği doğru kullanmak da çok önemli, davul da çok ses çıkarır ancak içinde havadan başka bir şey yoktur.

Öncelikle bu süslemeler kesinlikle kaba taslak yazıda ilk etapta kullanılmaması gereken şeyler. Kurulmak istenen cümleyi, anlatılmak istenen anlamın ipini kısaltıp özgürleşmesini engelleyen dokunuşlar. 

SIKILDIM

 

Yüksek irtifadan uçan insanlar ile dipte sürünen insanlar bu dünyayı ekstrem uçlara sürüklerler, biz ortada kalanlar da sadece onlara imreniriz ya da imtina ederiz. 

 

Kullanılmamaktan kalsifiye olmuş gülme kutularımız, uzun süredir unutulmuş bir yerde küflenmekten çürümüş hayal gücü sandığımızla biz, gittiğimiz yoldaki hiçbir detaya bakmadan o kadar emin adımlarla ilerliyoruz ki. Hata payını sıfıra indirgemek sonucu bütün hayatımız bizim için kocaman ve dümdüz bir otoban olmuş; hız sınırları belli. Ve biz o otobanda hiç viraj dönmeden, hız sınırını hiç aşmadan seyrediyoruz. Kenarda köşede açılmış toprak yolları artık seçmiyor bile dümdüz bakmaya kilitlenmiş gözlerimiz. Oysa ki o yollar bizi doğaya, sanata, özgürlüğe, iç huzura ve sevgiye götürmeyi epeydir bekliyorlar büyük bir sabırla. 

 

Kimisi bu arada kaza yapıyor tabi ki o dümdüz otobanda. Olur yani bazen sıkılır ve şeritleri takip etmeyi bırakıp slalom yapabilirsin. Ya da şeritleri takip etmekten hipnotize olup uyuya kalırsın ve kendini bir yamaçtan aşağı yuvarlanırken bulabilirsin. İşte insanın bu kaosa çekilimi var ya, düzen ne kadar katı ve disiplinli olursa olsun şahsın kendisini raylardan dışarı çıkarabiliyor. Tabi bu raydan çıkma denilen olayın vakti zamanı da olayın sonuçları gibi dengesizlik gösterebiliyor. Kimi insan böyle doğuyor, kimi insan da doyduktan sonra böyle oluyor. En ilginci de kendini sistem içinde çalışan bir çark olarak tasvir eden, o otomobil ile hep orta şeritte hep ortalama hızla giden insanların aydınlanması. Çünkü onların kaos tarafından çekilmesi diğer herkesten çok daha zordur. Ekstrem uçlar çok çabuk kutup değiştirir ancak yolun ortasındaki adam, her ne kadar kararsız olarak görünse de bir uca daha önce ulaşmamış olması sebebiyle bu işi diğerine göre daha zor yaparlar.

YİNE SIKILDIM
CTRL-A, DELETE

Görsel: Francisco de Zurbaran

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Please enter your name here