Epeyce hazırlık yaptım. Kampa gidiyordum ve beklenmedik her türlü olasılığa hazır olmam gerekiyordu. Çantam tıka basa doluydu. İlaçlardan acil durum atıştırmalıklarına, yedek kıyafetlerden kesici delici türlü edevatlar ve bilumum ipler, hatta orada beni eğlendirebilecek küçük oyuncaklara kadar her şeyi ihtiva ediyordu kocaman çantam. Ay başı şişkinliği yaşayan cüzdanımı zayıflatan güzel bir çadır-mat-uyku tulumu kombinasyonunu da bağlayıp termal önekli kıyafetlerimi de markalı yürüyüş ayakkabılarımın üzerine giydiğimde hazırdım artık. Ray-ban gözlüklerim ve safari şapkam ile kombinimi tamamlayıp jipimle yola çıktım. Arkadaşlarımı şehrin bilumum noktalarından toplayıp Ankara tabelasını geride bıraktım.

Yol kaymak gibi ilerliyor, maruz kaldığım trafik giderek azalıyordu. Klasik rock parçaları eşliğinde birbirimizi çekiştirdiğimiz bir sohbet, arabanın içinde asılı kalmış bir şekilde devam etti. Ormanın girişinde ise müzik ve bu diyaloglar kısılarak yerini kuş cıvıltılarına ve renk tonlarının çeşitliliğine bıraktı kendini. İnsan fark edemiyor şehirdeyken ama belki de onca cansız renk görmekten köreliyor sürekli gözlerimiz. Organik renkler gözlerimizde adeta cümbüş etkisi yaratıyor. Güneş bile şehirdeki güneşten bambaşkaymış hissi uyandırıyor. Gözlüklerimi çıkarttım.

Kampımız kuruldu, çadırlar yükseldi, ortada geniş bir ateş yanmaya başladı bile ve biz yürüyüş ekibi ile rota belirlemeye başladık. Yolda topladığım kozalaklardan biri elimi kesip küçük bir yara açtı. Krem ve yara bandı zaten yanı başımdaydı ama kullanmadım. Yürüyüşün ilk dakikalarında yolumuzu kaybetmeyelim diye ağaçlardan bazılarına ip bağlıyordum ancak orman giderek benimsetti kendini bana. Her yer çam ağacı gibi geliyordu önceleri ama bir saatten sonra onlara “yüksek bir raftaki konserveye erişmeye çalışan adam” ya da “boynunu kütletmeye çalışan insan” gibi sıfatlar yüklemeye başlamıştım çoktan. Yamaçtan ova manzarasını izlerken arkamızdan esen kuvvetli rüzgar şapkamı uçurdu. Aslında onu alabilirdim ama almadım, yerden kalkıp süzülerek ufka uçuşunu seyrettim. Dönüş yolunda alerjim kendini gösterdi biraz. Hapşuruyordum. İlaçlarımı almak yerine sarp bir yokuştan tırmanmayı seçtim. Nefes nefese kaldım ve ellerim belimde bir ağaçkakanın oradan oraya uçuşunu izledim. Her şeyi bırakıp orada bir süre uzandım.

Kampa döndüğümüzde çantamın delindiğini ve getirdiğim güzel oyuncakların ve atıştırmalıkların gittiğini fark ettim fakat ateşin başında sıcacık bir çay içmek, o eşyaları aramaktan daha cazip geliyordu. Müzik yaptık hava kararmaya başlayınca. Enstrumanlar ormanın içinde yankılanıyor, pahalı kulaklıklarıma göz dağı veriyordu. Gitar ve bongo eşliğinde dans ederken elimdeki içecek ayakkabılarıma döküldü. Ayakkabılarımı ve çoraplarımı çıkarttım. Ateşin çevresinde çıplak ayaklarımla dans etmeye başladım. Artık epeyce de ısınmıştım. Montumu ve kazağımı çıkartıp çimenlere uzandım. Ellerimle çimenleri avuçladım ve ayak parmaklarımı özgürce oynatmaya başladım. Yıldızlar parıl parıl parlıyordu tepemde. Siyah bir pastanın üzerine ustaca serpiştirilmiş şekerler gibiydi görüntü. Çok uzakta, erişmesi ancak hayal gücümde mümkün bir şekilde bana bakıyorlardı. Düşüncelere daldım. Fanusun içindeki bir eğrelti otuydum, kökleri derinde sanan ve bütün dünyanın kendi etrafında döndüğünü düşünen bir kürdan parçası.  Ateşin çıtırtısı kulaklarımı okşarken ısınan taraflarımı soğuyan taraflarımla değiştirdim. Kamp giderek dinginleşiyordu.

Odun topladım çevreden. Tek aydınlatma, yukarıdaki ayın ışığıydı. Bir gölgeydim ormanda, hep kendimi takip eden, sürekli koşuşturması gereken, aydınlığa çıkınca var olmayı keseceğini düşünen bir gölge. Ateş başına döndüğümde yalnız kalmıştım. İçeceğimi yudumlayarak, etrafta dolanarak, ağaç kabuklarını parmaklarımın ucuna sürterek, sessizliği dinleyerek geçirdim ıssız geceyi. Uyuyakaldım yıldız yağmurunun altında, rüyamda iyi ki şapkam olmadığını düşündüm. Yıldızlar saçlarımın arasına yerleşti o gece, toprak tırnaklarımın arasına. Elimdeki kesiğe de oradaki ağaçlardan bir kıymık. Hepsi benimle birlikte şehre döndü ertesi gün ve hepsi, orada kaybettiğim şeylerden daha değerli kazançlar oldular.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Please enter your name here