• Mr. Lennon!…

Diye bir ses ve 5 el ateş duyuldu. John Lennon dövüş pozisyonu alıp yere eğildi ama sırtından ve omzundan isabet eden 4 kurşunla yere düştü. Daha o günün erken saatlerinde kendi geleceğini göremeden katiliyle fotoğraf çektirmiş ve onun elinde tuttuğu Double Fantasy albümünü imzalamıştı. Bu onun son fotoğrafı ve imzası olacaktı, 8 Aralık 1980 günü, ölmek üzereyken bilincini kontrol etmek için sorulan ′′Kimsin? ′′ sorusuna karşılık olarak verdiği ′′John Lennon, Beatles′ın John Lennon′ı′′ ise onun son sözleri…

Beatles çoktan dağılmış, John sevgili Yoko′su ve minik oğulları Sean ile vakit geçirmekten oldukça zevk alır halde, yaşamını ilk kez düzene koyduğunu düşünürken Mark David Chapman adında bir dreamer tarafından hayatından edildi. Aslında kendisi bir Beatles fanıydı, sadece hayallerini farklı ve zarar verici yönde kuracak bir zihin yapısı vardı.

Katil Mark Chapman akli dengesi yerinde olmayan, şarkı sözlerini ve sanat eserlerini farklı anlamda yorumlayan takıntılı bir bireydi. Kendisi de ünlü biri olmak istiyor, para ve varlık sahibi olmayı düşlüyordu. Hatta o kadar John Lennon olmak istiyordu ki, evliliğini tıpkı onun gibi Asya kökenli bir kadın olan Gloria Abe ile yapmıştı.

New York′a gelme sebebi, önceden oluşturduğu ölüm listesinde en erişilebilir isim olan Lennon′a ulaşmak ve ilk fırsatta onu öldürmekti. Bunu yapmasını ona aklındaki sesler söylüyordu.  Paul McCartney, Johnny Carson, Elizabeth Taylor gibi isimlerin olduğu bu 50 kişilik liste tamamlandığında, kendi deyimiyle onu ′′hiç kimse olmaktan biri olmaya′′ çevirecekti.

Aslında burada; önceden Beatles′ın lideri olan, şimdi de tüm dünyaya barışı getirmek üzere sevdiği kadınla müzik yapan Lennon karşısında, hiçbir kayda değer çalışması olmayan, müziği ve sanatı çok seven ama düşünceleri yüzünden psikolojik destek alması gereken antipatik bir karakter vardı. Cinayeti işledikten sonra canlı yayında soğukkanlı bir biçimde anlatabilmesinden anlaşılıyor ki, duyguları bizim hissettiğimiz biçimde hissetmiyordu. Bu müzik dehası, barış elçisi ve 2 çocuk babası adamı öldürdüğü için herkes Chapman′a sonsuz bir nefret duyuyordu.

Fakat biz ′′bunlara asıl sebep olan şey nedir?′′ diye yeterince araştırıp çözüm arıyor muyuz acaba? Aklındaki sorunlarla uğraşan bireylerin yaşama sanatla tutunduklarını, bunun uğrunda cinayet dahi işleyebileceklerini görüyor muyuz? İşte bu yazının yazılma sebebi budur, nedenini anlamak için çaba göstermek ve bakış açımızı öcü dediklerimizle empati kurabilecek ölçüde değiştirmektir. Aksi halde dünyanın tüm iyiliklerini çalabilecek zihin yapısını beslemiş oluruz. Aslında iyilik ve kötülük arasında çok hassas bir denge vardır ve bunu tercihlerimiz belirler. Gelin sizinle bugün, Mark David Chapman olmayı deneyelim ve John Lennon′ı öldürmenin nasıl bir his olduğunu anlamaya çalışalım.

′′Aklımda bir büyük, bir de küçük adam vardı, küçük olanı dinleyip onu öldürdüm′′

Bu durumda öncelikle bir film tavsiyesi vermeliyim: Jack Jones’un  “Let Me Take You Down” adlı kitabından uyarlanan ve Jared Leto′nun harikalar yarattığı bir yapım: Chapter 27. Mark David Chapman′ın bu büyük hatayı yapmadan önceki birkaç günlük sürecini yansıtmış, başarılı bir filmdir.

Psikopatik özellik gösteren birinin ana karakter olduğu bu film elbette sıkıcıdır; zira gelgitler yaşayan Chapman, Lennon′ı öldürmeyi arzular, diğer yandan da bunu yapmak istemez. Onu kaldığı otel odasında inançla İncil okurken görmemize rağmen, karısını aldattığına da şahit oluruz. Planlı şekilde bu cinayeti işlemek ister, fakat ilk gelişinde John′ı bulamaz. Sonraki gelişinde ise işler onun istediği gibi gidecektir.

Filmdeki etkili sahnelerden biri, Lennon′ı beklerken onun birçok hayranıyla da tanışan Chapman′ın, kendini bir bağlantı sonucu ünlü suçlulardan Charles Manson′a yakın bulmasıdır. John Lennon o sıra ünlü bir yapı olan Dakota binasında yaşıyordur. Ünlü yönetmen Roman Polanski′nin 1968 yapımı olan Rosemary′nin Bebeği filmi bu binada çekilmiştir ve Polanski′nin hamile olan eşi Sharon Marie Tate, Manson′ın müritleri tarafından öldürülmüştür.

Chapman o sıra, Lennon′ı evinin önünde beklerken J. D. Salinger′ın tek romanı olan Catcher in the Rye (Çavdar Tarlasında Çocuklar) adlı romanı okumaktadır ve kendisini bu hikâyenin ana karakteri olan Holden Caulfield ile özdeşleştirmiştir. Katilin otel odasındayken karısını aradığı sırada ismini Holden Caufield diye vermesinden de anlıyoruz. Ayrıca bu konuşmada karısına ′′John Lennon′ı öldüreceğim′′ diye belirtmiştir. Karısı ne kadar dil döktüyse de, onu vazgeçiremeyeceğini biliyormuş.

  Catcher in the Rye, 26 bölümden oluşan bir kitap ve film de adını buradan almıştır. Kitabın ana karakteri Holden, insanları sevmekte zorlanan, depresyona meyilli bir karakterdir. Sinemadan nefret ettiğini, aktör ve aktrislerin yapmacıklığının onu tiksindirdiğini ise bekleme alanında tanıştığı Lennon fanlarından sinema daveti alan Mark Chapman′ın ağzından da duyuyoruz.

John Lennon ve Yoko Ono o yıllarda ′′Barışa Bir Şans Ver′′ sloganıyla tüm dünyayı kardeşliğe davet ediyordu. Onun katili ise bu büyük şöhreti kıskanıp aklında planlar kurarak, cinayetin getireceği üne kavuşmak istiyordu. Bir bakıma bunu başardığını söyleyebiliriz. Bazıları onun kiralık bir katil olduğunu öne sürdü. Avukatının görüşü ise akli dengesinin yerinde olmadığıydı. Gerçekten de Mark David Chapman ın 14 yaşında iken uyuşturucu ile problemleri olmuştu ve sorunlarını İncil’e sığınarak atlatmaya çalışmıştı. Depresyonla mücadele ediyordu ve daha öncelerde başarısız bir intihar girişimi olmuştu. Ailesi onun ergenlik yıllarında kendi duvarının içinde yaşayan küçük insanlara krallık ettiğini söylediğini duymuştu.

Filmde Chapman hakkında gözümüze sokulan detaylardan biri de, Oz Büyücüsü filmiyle olan bağlantısı. Kitap karakterlerinin her birinde yola çıkış amacı olan –tamamlanma umudu- ile kendisini bağdaştırıyor, akıl, kalp, cesaret ya da ′′biri olma isteği′′ ile kendine öyküde bir yer buluyordu. Kaldığı otelden son kez ayrılırken masanın üzerine düzenli bir biçimde yerleştirdiği eşyalardan filmin kartpostalı da göze çarpıyor. Diğerleri ise John bölümü açılmış olan İncil ve geçmiş zamanda dünyanın öbür ucundaki çocuklar için yapmış olduğu gönüllü çalışmalardan fotoğraflardır. Chapman belki de burada bize bir mesaj vermek, ′′Bakın, denedim işte! ′′ demek istiyordur.

  John Lennon zor bir çocukluk yaşamış, acıyla yoğrulmuş bir karakterdi. Chapman ise kendini onun proleter yanıyla özdeşleştirmiş, sonra rahatlık ve zenginlik içinde yüzen bir yaşam sürmeye başlayınca onu yalancılıkla suçlamaya başlamıştı. Ama yine de onu seviyordu, bunu söylerken samimiydi. Yaşadığı mental rahatsızlıkları kendi başına çözemiyordu.

Kafamızdan geçen sesleri çoğu zaman dinleriz. Kimileri onların farkındadır, kimileri onların söylediklerini kendisinin düşündüğünü zanneder. Bir şekilde kutuptan kutba geçişler yaparak yaşarız. Bu kutupların sivrilmemesi ise ancak gerçek bağlar ve paylaşımla mümkün olabilir. Mark David Chapman′ın onu seven bir eşi vardı ama o muhtemelen duygularını dışarı yansıtmadan içinde yaşamayı seçiyordu. Ünlü olmaya dair müthiş bir arzusu vardı ama bunu bastırarak yaşıyordu. Hepimizin sosyal medya üzerinden her gün çabaladığı gibi…

Ünlü olmaya özeniriz çünkü hayatımız kısacık ve sesimiz duyulsun isteriz. Chapman bu ünü ′′yanlış sesi′′ dinleyerek sağladı ve dünyanın gözünde bir barış elçisinin katili olarak ismini duyurdu. Belki bu unvanından mutludur, ama son röportajlarından birinde her geçen yıl daha pişman olduğunu söylüyor.

Aklımızdaki parlayan fikirleri hayata geçirip kendi çizgimizi oluşturmaya cesaret etmek Lennon olmaktır. Bunları yüreğimizde sonsuz kilitli kapılar altında bırakıp yoksunluk krizinden delirerek, kendimizi gerçekleştirmek için –kendini gerçekleştirmeye çalışan- kimseleri öldürme hıncıyla dolmak ise Chapman olmak. Bence ikisi de kendi alanında harika birer sanatçıydı, sadece yöntemleri oldukça farklıydı. Nasıl bir dünya yaratmak istediğinizin seçimi ise size ait.

Salute!

“I just shot John Lennon!”
He said, “I just shot John Lennon!”
What a sad and sorry and sickening sight
It was a sad and sorry and sickening night

 

Cranberries – I Just Shot John Lennon (To the Faithful Departed – 1996)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz
Please enter your name here